29 Ocak 2011 Cumartesi

GÜNÜMÜZDE BAĞIMSIZ DEVLET OLAN ESKİ OSMANLI VİLAYETLERİ

Sayıları 40'ı bulan bu devletlerin toplam yüzölçümleri 8 milyon Km2 dir. Bu devletlerin kısmen veya tamamen Osmanlı yönetiminden çıkış tarihleri aşağıda gösterilmiştir.

1- İran: 1639; Güney Azerbaycan, Tebriz, Luristan, Hemedan. Ruslar Batı İran'ı 1878 ve 1915 de işgal ettiler.

2- Macaristan: 1699, 1775; 140 Yıl Osmanlı egemenliğinde kaldı.

3- Ukrayna-Kırım: 1699,1774,1783,1792,1812.

4- Polanya: 1775,1812; Lehistanın Galiçya ve bazı bölgeleri.

5- Slovakya: 1573,1596,1663 İle 1775 Ve 1812 yılları arasında.

6- Romanya: 1718,1878.

7- Moldova: 1812,1829

8- Bosna-Hersek: 1718,1909.

9- Hırvatistan: 1718,1775.

10- Slovenya: 1775,1882.

11- Sırbistan: 1718,1882,1912

12- Karadağ: 1878,1908,1910.

13- Makedonya: 1912.

14- Arnavutluk: 1912,1913.

15- Yunanistan: Mora-Girît-Rodos: 1826,1881,1909,1912,1913,1915

16- Kıbrıs: 1878.

17- Bulgaristan: 1885, 1878, 1909, 1913, 1915; Bulgaristan, 500 yıl Osmanlı egemenliğinde kaldı. Ermeni ve Yunanlılarla beraber en büyük Türk düşmanı oldu.

18- Dağıstan: 1878

19- Gürcistan: 1801.

20- Azerbaycan: 1806.

21- Ermenistan: 1805.

22- Cezayir: 1830.

23- Tunus: 1881

24- Libya: 1912.

25- Mısır: 1882,1914.

26- Sudan: 1882,1898.

27- Eritre: 1882

28- Etyopya: 1884

29- Somali: 1884.

30- Suudi Arabistan:1915,1916.

31-Yemen: 1839,1915

32- Umman: 1915,1917.

33- B.A.E Katar: 1917

34- Bahreyn: 1917.

35- Kuveyt: 1915-1917.

36- Irak: 1917-1918.

37- Suriye: 1918.

38- Lübnan: 1917

39- Ürdün: 1917.

40- İsrail-Filistin: 1917, İsrail Devleti 1948’de kuruldu.

OSMANLI İMPARATORLUĞU

Osmanlı Devleti, Osman Bey tarafından 26.09 veya 27.12.1299 tarihinde Söğüt de kuruldu. İmparatorluklar dönemini kapatan 1. Dünya Savaşında, 7 cephede yürüttüğü savaşlarda yenildiğinden, 30.10.1918’de; ordunun terhisi, silahların teslimi ve başkentin işgalinin kabulü gibi maddeleri kapsayan Mondros Ateşkes Antlaşması ve devletin dağılması demek olan Sevr Antlaşmasını imzalayarak tarihteki yerini aldı.

Tanrı, her millete, hatta her Türk boyuna devlet kurma şansını verdi. Bu fırsatı iyi değerlendirenlerin kurduğu devletler, Roma imparatorluğu gibi güçlü ve uzun ömürlü oldu. Devletlerde insanlar gibi, doğup gelişip yaşlanıp öldüğünden, Osmanlıda günü gelince gök kubbede bir hoşsada oldu. Osmanlı İmparatorluğu yükselme döneminde (16. YY) 8 milyon km2 toprak genişliğine ulaşmıştı. Osmanlılar, savaşlarda binlerce şehit vererek aldığı bu toprakları; idarecilerin yanlış yönetimleri nedeniyle çıkan savaş ve isyanlarda, yine binlerce şehit vererek kaybettiler. Osmanlı döneminde 200 halk başkaldırısı, 10 ordu darbesi oldu. 619 yıllık dönemin kesintisiz 200 yılı savaşlarla geçti. 23 Nisan 1920 de M. Kemal ATATÜRK’ün kurduğu TC devletinde ise 79 yılda; 29 isyan ve 5 ordu darbesi- muhtırası yapıldı. 1984 de başlatılan PKK terörü, 29. başkaldırı hareketidir.

Osmanlının bilim ve tekniğe önem vermemesi, daha kolay yönetilir inancıyla insanların okutulmayıp cahil, yoksul ve geri bırakılması, yöneticilerin halktan kopuk olarak saraylarda saltanat sürmesi sonucu; imparatorluk halkları, kendilerine bırakılan aşırı merkeziyetçi, dayatmacı, baskıcı, katı yönetim kültürü, siyasi ve ekonomik miras nedeniyle; Osmanlı vatandaşı iken de, şimdilerde bağımsız olup kendi devletinin vatandaşıyken de insan hakları, demokrasi, laiklik, rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisi, güvenlik, refah, huzur ve mutluluktan hep uzak olarak yaşadı. Bugün, eski Osmanlı tebası hiçbir ülkede, siyasi ve ekonomik istikrar yok, bilimsel ve teknik gelişmede söz sahibi değiller. Gelişmiş ülkeler araşına girememişler. Osmanlının uyguladığı baskıcı ve yanlış politikalar nedeniyle, hepside Türk düşmanı olmuşlardır. Osmanlı, akıllı insanların; konuşarak, bilimle, siyasetle çözebileceği toplumsal konuların halledilmesi görevini, orduya vermiş, orduda, vergi vermeyen, askere gitmek istemeyen veya farklı inanç ve görüş taşıyanları, silah gücüyle susturup, itaat ettirmiştir. Atatürk, 1920'lerde aynı hataya düşmemiş, milli mücadeleye karşı, İstanbul yanlısı halk başkaldırıcılarını, ikna suretiyle kazanıp birçok iç isyanları bastırmıştır. TC hükümetleri, Atatürk döneminde başlatılan komşu ülkelerle, güven, karşılıklı saygı ve çıkara dayalı iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerini, yaşatıp geliştiremediklerinden, bugün tümü aleyhimizde. Komşularımız, "Türkiye onmasında zararı yok bizde sıkıntı çekelim" düşüncesini, devlet politikası haline getirmişler.

Osmanlıların fetih politikasını anlamak güçtür! Ne yönetimi altına aldığı ülke insanlarına Türkçe öğretmiş, ne de onları iyilikle veya zorla islam dinine girdirmiş. Deyim yerindeyse 619 yıl buz üstüne yazı yazdırmış, güneş çıkınca da tüm çaba, emek, zaman, para boşa gitmiş... İngilizler 16. yy başlattığı sömürge politikasında, Osmanlıdan farklı bir yol izlemiş; bir ülkeye, önce tüccar ve din adamlarını, daha sonrada bunların haklarını korumak amacıyla askerlerini ve İngiltere de huzuru bozan suçluları göndermiş. Böylece İngiltere dikensiz gül bahçesine döndüğünden, bu güvenli ve huzurlu ortamda hemen demokrasi ve teknoloji yeşerip gelişmiştir. İngilizler, yönetimleri altına aldığı ülke halkını okutup, İngilizce öğretmiş, ileri gelenlerin çocuklarına İngiltere de yüksek öğrenim yaptırıp, İngiliz kültürünü aşılayıp benimsetmiş, ülke yönetimine de; görünüşü yerli ancak gönlü, kafası İngiliz olan bu kişileri getirmiştir. Üzerinde güneşin batmadığı devleti kuran İngilizlerin; isyanlar sonucu kovulduğu ülke sayısı yok denecek kadar azdır. Osmanlılar ise tüm sömürgelerinden, isyan ve savaşlar sonucu zorla çıkarılmıştır. “Ölünün kendine bile yararı olmaz, bir İngiliz yaşarsa ancak İngiltere'ye hizmet edebilir, sömürge topraklan için ölmeye değmez” düşüncesiyle; sömürge ülkelerden, askeri güçlerini çekerek, kendiliklerinden bu ülkelerin bağımsızlıklarını tanımışlardır. Halen eski İngiliz sömürgeleri, İngiliz Milletleri Topluluğuna dahil olup ülkelerinde İngiliz kültürünü yaşatıyor ve İngiltere ile ekonomik ilişkilerini sürdürüyorlar. İngilizler bugünde dünyadaki gelişmiş 7 ülkeden biri. İngilizler, kazdan yararlanabilmek için, ne Osmanlı gibi kesip etini yemiş, ne de yorgan yastık yapmak için Fransız ve Ruslar gibi canlı canlı bağırtarak tüyünü yolmuş! Yalnızca onların yumurtasından ve gübresinden yararlanmıştır. Osmanlılar, fetihlere; Türk gibi başlamış, ancak Alman gibi azimle, sabırla devam ettirememiş, hele hele İngilizler gibi bu işi akıllıca ve lehine hiç sonuçlandıramamıştır. Fetihlerde bir ülkeye; Örneğin Bulgaristan’a; 1371, 1393’ te ilk olarak Osmanlı ordusu girmiş, 1885,1912 yenilgilerinde de ilk olarak Bulgaristan'ı Osmanlı ordusu terketmiştir. Bulgaristan'a yerleştirilen Türk halkı ise Bulgarların insafına bırakılmıştır.

Osmanlı yönetimindeki topluluklar, duraklama, gerileme ve çöküş döneminde dış güçlerinde yardımıyla çıkarılan isyan ve savaşlarla Osmanlıdan bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Bağımsızlık hareketini hazırlayıp başlatan, halkı bu harekete inandırıp katılmaya yönlendirenler; Sırp, Yunan, Bulgar ve Ermeni isyanlarında görüleceği gibi öğretmenler ile din adamları olmuştur

Osmanlı devleti ve ordusu 1639 yılındaki İran savaşında zorlanmış, bu savaştaki insan ve para kaybı, bozulma ve gerilemeyi su yüzüne çıkarmıştır. İlginçtir! 1644 yılından sonra Ahlat’ta, türbe veya sanatsal değeri olan işlemeli mezar taşı hiç yapılmamıştır. Osmanlı toprak kayıpları, 1683 İkinci Viyana Kuşatması- Bozgunu ve 1699 Karlofça Antlaşmasıyla hızlanmıştır. Her savaş ve yenilgi beraberinde yeni toprak kayıplarını getirmiştir. Ülkenin sorunlarına doğru teşhis konulamadığı içinde yıkılıncaya dek, sağlıklı ve gerçekçi bir çözüm üretilememiştir. Felaketler önceden öngörülüp tedbir alınamamış, olayların ardından koşulmuş, halka çektirilen acılar için ancak tören düzenlenip, ağıtlar yakılmış...!

OSMANLI DEVLETİ'NİN YIKILMA NEDENLERİ

Osmanlı Devleti'nin Duraklama, Gerileme ve Çöküş Nedenleri: (bkz:69,74,81)

1- Doğu ve Batı ticaret yolunun değişmesi: Osmanlı'nın Çin, Hind ve Avrupa arasındaki ticarette aracılık rolünü kaybetmesi.

2- Avrupa'da sanayi devriminin olması, fabrikaların kurulup, tarımda makinalaşmanın başlaması. Osmanlıda ise dışa kapalı ekonomi, aile içi tarım faaliyeti, el dokuması, babadan-oğula meslek aktarımı ile işi sürdürmeye çabalaması: Bilimsel ve teknik gelişmelere açık olmadığından sanayileşemedi. Ahi Ocakları-Esnaf Loncaları fabrika kurulmasına karşı çıktılar.

3- Bilim ve teknikte gerileme: Avrupa'nın her büyük şehrinde üniversite açılırken bizdeki üniversitelerde, medreselerde yalnızca dini derslerin okutulması. Türk tarihi ve Türkçe dersinin bile konulmasına karşı çıkılması. Halkta okur-yazarlık oranının %2.5-6 seviyelerine kadar inmesi. Üniversite yalnızca İstanbul'da bir adet. Lise ise İstanbul, Bursa, İzmir, Kastamonu ve Konya olmak üzere beş ilimizde vardı. Arapça resmi yazışma ve eğitim diliydi.

4- Cehalet, bilgisizlik sonucu taassup ve bağnazlığın artması. Her düşünce ve davranışın dine dayandırılıp hayatın her safhasının dine göre yorumlanıp düzenlenmesi. Dünya hırsının, çok mala sahip olmanın, üst makam ve mevkilere gelmenin, banyosu, tuvaleti, çok odası olan konakta oturmanın, zenginliğin iyi görülmemesi. Müslümanın mal, makam ve hırstan uzak olması gerektiği telkin edilmiş. Din adamları; matbaa, dokuma makinaları, silah, fotoğraf makinası, kalorifer, otomobil, telefon, ameliyat gibi bilimsel ve teknik gelişmeleri, gavur icadı, din dışı, bidat, hurafe, şeytan işi olarak görmüş. Osmanlı'nın 19.yy’daki gerileme ve yenilgisinin nedeni; İslam'dan uzaklaşmaya bağlanmıştır! Peki o sırada, İngiltere, Almanya İslam dininde olmadığı halde nasıl ilerlemiş?

5- Kadının evden dışarı çıkıp okumasına, güzel sanatlarla uğraşmasına (tiyatro, resim, müzik gibi); ticaret ve sanayi faaliyetlerine esnaf olarak katılmasına, memur olmasına izin verilmemiş. Meclise kadınlar alınmamış. Kocası ölen, çalışamayan, küçük çocuklu kadınlar, bilgisi ve mesleği olmadığından ekonomik hayata atılamamış, devletin ve toplumun ilgisizlik ve acımasızlığı karşısında yok olup gitmişlerdir. Osmanlı'nın son döneminde kızlar okula alındıysa da, ayrı okul veya sınıflarda öğretim görmüşlerdir.

6- Merkezi planlı, katı bir ekonomik sistemin uygulanması: Hangi şehrin, ne üretip, nereye satacağının hükümetçe kararlaştırılması. Malların satış fiyatlarını da yine kamu görevlilerinin belirlemesi.

7- Şehirdeki, köydeki, mahalledeki vergiye tabi insanın ve aile bireylerinin; çiftçilik, hayvancılık yapacağına, zanaatla uğraşacağına, okuyabileceğine, asker olacağına, o yöredeki kamu görevlileri karar veriyordu. İnsanlar, oturacağı şehri, yapacağı işi, okumayı veya cahilliği seçemiyordu. Yörüğün çocuğunun Yörük, çiftçinin çiftçi, bakırcının bakırcı, subayın subay, şıhın şıh, ağanın ağa, "beşik uleması" sözünde olduğu gibi alimin alim olması. Böyle olunca da işler, işinin ehli olamayan beceriksiz kişilere kalıyordu. Serbest rekabet ve yarışma yoktu.

8- Ahilik ve Lonca Sistemi: Önceleri, meslek ve sanatların öğretilip geliştirilmesi, esnafların düzene sokulmasında, önemli hizmet yapmış olmasına rağmen, bilim ve teknolojiye, yenilik, değişim ve gelişmeye kapalılığı nedeniyle, son dönemde devletin geri kalma nedenlerinden biri olmuştur. Nüfusa göre işyeri sayısının sınırlandırılması, örneğin; bu şehrin nüfusu 50 bin; 5 bakkal,3 berber bir demirci yeterli denilip yeni işyeri açılmasına izin verilmemesi gibi, rekabete dayalı, serbest piyasa ekonomisinin engellenmesi nedeniyle, yarışma ve gelişme olamamış. Fabrikalara ve makinalaşmaya karşı çıkılmış, İstanbul'a getirilen makinalar ve fabrika yakılıp, yıkılmıştır. Aynı zihniyet sürmekte olup, sendikalar ve kamu işçileri, devlet fabrikalarının özelleştirmesine karşı çıkmaktadırlar.

9- Gerileme döneminden sonra, kamu kurumu, memur ve asker sayısının, milli gelir oranından daha fazla artması. 17. yüzyıldan sonra yapılan savaşlarda ordu yenildikçe sebebinin yanlış yerde aranıp sürekli asker sayısının arttırılarak zafere ulaşılacağının sanılması. Yenilgilerin ard arda gelmesiyle askeri harcamaların artması, bütçenin harcamaları karşılayamayıp açık vermesi, paranın değer kaybedip, halkın enflasyonla tanışması. Ancak ülkeyi yönetenlerin kendilerini hala Kanuni döneminde sanıp lüks ve saltanatlı yaşamlarını sürdürmeleri. Yabancı ülkelerin, verdikleri borçları, geri alabilmek için, Düyunu Umumiye adı altında, devlet gelirlerine el koyup, alacaklarını kendileri tahsil etmeleri.

10- Savaşların genelde yenilgiyle sonuçlanması nedeniyle, devlet otoritesinin sarsılması. Devlet yöneticilerinin yanlış politika ve ilgisizlikleri sonucu, eşkıyalığın yaygınlaşıp, can, namus ve mal güvenliğini tehdit etmesi. Artan devlet giderlerinin karşılanması için vergilerin arttırılması. Bitmeyen savaşlar nedeniyle uzun süreli askere alınmalar ve yenilgiler. Yöneticilerin halka baskı ve zulmü, açlık, sefalet, cehalet, sıtma, çiçek, veba, verem gibi salgın hastalıklar, toplu hayvan ölümleri; halkı bunaltıp kendi devletine isyana zorladı, köyler, tarlalar boşaldı, şehirlere göç başladı. Devlet düzeni sarsıldı ve toplumsal hayat bozuldu. (bkz:124)

11- Devleti oluşturan 27 ayrı etnik grup ve 5 farklı inançtaki halkta; birlik, beraberlik ve dayanışmayı sağlayacak olan, bağımsızlık, dil, din, güven, eşitlik, adalet kavramlarının zedelenip önemi yitirmesi. Vatandaşlık, halk egemenliği, milliyetçilik, düşünce ve fikir özgürlüğü, insan halkları, hukukun üstünlüğü, eşitlik, demokrasi, laiklik, Cumhuriyet gibi kavramların ise hükümetlerce zararlı görülerek yaşama geçirtilmemesi, bu fikirlere hayat hakkı tanınmaması. (bkz:94)
12-Osmanlı Yönetim ve Sisteminde Bozulmalar:

a) Dirlik veya Has, Zeamet, Tımar olarak bilinen Toprak Sistemi; 1590 yılından itibaren bozulmaya başladı.

b) Yeniçeri Ordusu, düşüncesi veya yaşı itibariyle askerliğe uygun olmayan kişilerin (Örneğin: esnaf, sanatçı, başı bozuk serseri gibi) Yeniçeri Ocağına alınmasıyla, Ocak 1600 yılından sonra hızla bozulmaya başladı. Sık sık ayaklanıp darbe yaptılar, vezirleri, sadrazamı, Padişahı öldürdüler. Katıldıkları savaşlarda yenilmeye başladılar.

c) Medreseler: 1600 yılından sonra tutucu, bağnaz kişiler yetiştirmeye ve askerden kaçmak için sığınılacak tekke olmaya başladı.

d) 1644 yılından sonra toplumun kültür seviyesi hızla düşmeye başladı. Sanatçıya, sanata, bilim adamı ve bilime değer verilmez oldu.

e) Vakıf Müesseseleri, 1700 yılından sonra toplumda oluşmaya başlayan değerler çürümesi ve ahlak çöküntüsünden etkilendi. Kediler vakfın mumunu yemeye başladılar.

f) Yargı, 1700 yılından sonra işlemez oldu. Güçlüler haklı çıkmaya başladı.

g) Merkezi devlet otoritesinin taşradaki gücünü yitirmesi; 1700 yılından itibaren eşkiyalığın ortaya çıkıp yaygınlaşarak Cumhuriyet dönemine kadar sürmesi. Hatta Güney Doğu Anadolu'da eşkiyalık, 1960-70'lere kadar devam etti. Çocukluğumuzda Hamido, Tilki Selim gibi eşkıyalar hala hüküm sürmekteydi.

h) Bugünkü Ticaret ve Sanayi Odaları gibi meslek kuruluşlarının yerini tutan Ahi Ocakları-Esnaf Loncaları, 1700 yıllarından sonra bozulup, sanayileşmenin, gelişmenin engelcileri; ufuksuz yöneticiler ve bağnaz din adamlarından sonra sacayağının üçüncü bacağı oldular.

13-Araplardan 1517de hilafetin alınması sonucu;

a) Çocuklara Müslüman adı verilmesi.

b) İslamı Giyim adı altında Araplaşma.

c) Günlükhayatın şeriat kurallarına göre düzenlenmesi.

d) Arap örf ve geleneklerinin Sünnet görülüp uygulanması nedeniyle; yenilik, gel,ş,m, değişim durdu. İçtihat kapısı kaplaıdır, din sorgulanamaz mantığı toplumu; cehalet ve yoksulluğa itti.

14- Hükümtin, orduya, polise; yeterli tasarım ve yurtiçi üretim silah vermeyip, ithal silahla-El şeyiyle gerdeğe girmeye kalkması

15- Soyadının olmayıp halkın birbirini kör, topal, çolak, sağır gibi itici lakaplarla tanımlayıp dayanışmave birliğin bozulması

16- Devletin geleceğe, dışa yönelik, dini, ulusal, kütürel, ekonomik bir amacı,hedefi olmayışı,Komşu devletlerle, ikili, güvene, saygıya, eşit susyo-ekonomik ilişkiler kurmayışı

17- Sosyal sınıflar arasında korkunç gelir dağılımı adaletsizliği.Birinin yiyip diğerinin bakması

18- Reimi Arap Alfebesinin okuma yazma ve kullanımının zor olması

19- Üç-on yıl süreli;uzun zorunlu askerlik ve kalabalık ordu

20- Namık Kemal, Pir Sultan, Abdal gibi yönetimi eleştirip uyaran Aydınların dışlanıp cezalandırılması

21- Batıdan alınan borçlar.Borcun borçla ödenmesi.Bütçe açığı

22- Daha kolay yönetilir mantığıyla halk; cahil ve yoksul bırakıldı. Vergi, zekat diye malı, acihat, cennet, askerlik, şehitlik diye canı alındı. Saraylarda, konaklarda, lojmanlarda oturan dönme ve devşirmelerin yönettiği; devleti benimseyip sahiplenip korumadı. Devlet; Birinci Dünya Savaşı yenilgisiyle yıkılıp gitti. Devlet içerden çürümedikçe dış saldırıyla asla yıkılamaz. Devleti asker değil, itibarı, saygınlığı, halka verdiği umut, amaç, güvenin ayakta tuttuğu; görülüp kabul edilmedi.

ALTINORDU DEVLETİNİN GERİLEYİP YIKILMA NEDENLERİ

Altınordu, hanedan üyeleri arasındaki acımasız iktidar kavgası nedeniyle, zayıfladı ve parçalandı. Ruslar, yeni kurulan Hanlıkları kolaylıkla yenerek yıktı. Altınordu devletinde 1357-1370 yılları arası kıyasıya devam eden iktidar mücadelesi sırasında, 5 yıl içinde 5 Han yakınlarıyla birlikte öldürüldü. Bu kadar kısa süreli ve kanlı iktidar değişimleri devleti çökertti.

KIRIM HANLIĞI VE KIRIM TATARLARI (1438-1783)

Tatar boyları, kendi aralarından en yaşlıyı boya bey olarak seçer, Kırım Hanı da bu seçimi fermanla onaylar ve daha sonra bu bey azledilemezdi. Her boy beyine, beylerde Hana tabi idiler.

Kırım Hanı ölünce, şehirlerde Valilik yapan bütün çocukları-Mirzalar; Han olmaya hak kazanırdı. Mirzalar ve bunların destekçisi asker ve boy beyleri arasında, biri diğerini yeninceye kadar, taht kavgası-iç savaş sürerdi. Kırım Hanı Hacı Giray 1466 yılında ölünce, 8 oğlu arasında iktidar kavgası başladı ve 1478 yılına kadar devam etti. Bir çok Türk Devleti, taht kavgaları nedeniyle zayıfladı, isyan veya dış düşmanların saldırısıyla da tarihten silinip gitti. Göktürklerin yönetim sisteminde Cumhuriyet, demokrasi ve laiklik bulunsaydı, belki halen Asya'yı, Göktürkler yönetiyor olacaktı. Emir Timur öldüğünde de, oğulları ve torunları arasında taht kavgası başladı. İç savaşa dönüşen bu iktidar kavgası iki yıl sürdü.

AKKOYUNLU DEVLETİNİN GERİLEYİP YIKILMA NEDENİ

1- Babaları ölünce, altı kardeş birden, tahtta hak iddia ederek iktidar kavgasına başladı. Devlet parçalandı, 3 ayrı yerde yeni hükümet kuruldu. 18 yıl içinde 5 sultan değişti.

2- Askeri valiler, merkezi tanımayıp, beyliklerini ilan ettiler. İç savaş sonucu devlet zayıfladı. Safeviler kolaylıkla Akkoyunlu devletine son vererek, Safevi devletini kurdular

ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ'NİN GERİLEME VE YIKILMA NEDENİ

1- Siyasi İstikrarsızlık: Cumhuriyet sistemine geçilemediğinden, hanedan üyelerinin hepsi kendini tahtın varisi görüyordu. Şehzadeler arasındaki iktidar kavgaları devletin zayıflayıp parçalanmasına neden oldu. Sultanlık babadan oğula geçtiğinden, tahta çocuk veya ehliyetsiz-liyakatsiz kişiler çıkabiliyordu.

2- Ekonomik İstikrarsızlık: Devletin, siyasi ve sosyal huzursuzlukların çözümünü, askeriyeye havale etmesi; devlet gelirlerinin, askeri harcamalara, gitmesine neden olmuştur. Askerlerin kendini ayrı bir toplumsal sınıf gibi görüp, kendi rahatını düşünmesi, çıkarlarını korumak için halka ve yönetime baskı yapması. Halktan savaş giderleri için sık sık vergi toplanması. Savaş nedeniyle ölümlerin, tarımsal faaliyetin ve eğitim-öğretimin aksaması, halkın gelir düzeyini düşürdü, salgın hastalıklar baş gösterdi, yokluk ve sefalet arttı.

3- Laikliğin-Sekülerizmin-Dinsel hoşgörünün sistemde olmaması, ayrıca devletin dini gruplardan birinin tarafını tutması sonucu, sosyal huzursuzluklar ve inançlar arası mücadele başladı. Devlet huzursuzlukları gidermek için baskıyı artırdı, bu da isyanlara neden oldu. Babai-Baba İlyas, Baba îshak ve Kalender isyanları askeri güç kullanılarak bastırıldı. Halbuki aynı şehir hatta köyde, iki farklı inançtan insanlar birbirlerinin inancına, geleneklerine karşılıklı saygı, hoşgörü göstererek, yıllardır beraber yaşıyorlardı ve hala da yaşamaktadırlar. Devleti zayıflatan bu tür huzursuzluk ve isyanlara, yöneticilerin yanlış tutum ve davranışları neden olmaktadır.

4- Demokrasinin olmaması: Yöneticilerin karar ve eylemlerinin, halk tarafından denetlenememesi, idarecilerin halktan kopuk, düşüncesiz, sorumsuz, keyfi davranmaları. Atamaların kayırma veya rüşvetle yapılması ve idarecilerinde ödedikleri bu rüşveti, halktan baskıyla geri almasına insanlar hayır deyince, olay çarptırılıp devlete karşı ayaklanma olarak gösterilerek halk ezildi. Bu durumlarda, yönetimden memnun olmayanların başına biri geçerek, isyan başlattı, devlet otoritesi, etkinliği sarsıldı. Her yerde haydutlar, eşkıyalar türedi. Şehirlerde yerel yönetim meclisleri olsa ve yerel yöneticiler 5 yılda bir seçimle değiştirilse halk; yönetimin karar, iş ve eylemlerini denetliyebilse, haksızlığa uğrayanlar, seslerini yetkililere duyurup, adalet isteyebilseler, haklarını yargı yoluyla kısa sürede alabilseler, kimse; kötü niyetli kişilerin peşine düşmez ve isyan etmez. Hayat çok zor ve niçin, mutluluk ve huzur içinde yaşamak varken, sahip olduklarını tehlikeye atarak hapse girsin veya öldürülme nedeniyle, sevdiklerinden ayrılsın? Bir düşünürün deyişiyle; "Kaybedecek bir şeyi ve hayattan beklentisi olmayanlar, mutlu insanları kıskanıp suça yönelir".

5- Anadolu halkı, yöneticilerin İran-Fars etkisinde kalmasına tepki gösterdi: Sultanlar; Alaattin, Keykubat, Keyhüsrev, Gıyaseddin, Ruknettin gibi adlar aldı. Farsçayı; resmi devlet ve eğitim dili yaptı. Üst kademe memurlara Fars kökenlileri getirdi Selçuklu Hanedanı yalnızca, Türk boylarının meydana getirdiği ve başlarında boyun doğal beyinin bulunduğu eyalet askeri sistemini değiştiremedi. Eyaletlerin yönetimi, o yöreyi fetheden Selçuklu komutanlarının çocuklarının elinde bulunuyordu. Bu Türk beyleri, devlet güçsüzleşince kendi özerk yönetimlerini kurdular veya ilerde görüleceği gibi, komşu devletlerle çatışma durumunda güçlü olanın tarafına geçip, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevilere katıldılar. 1247-1308 yılları arasında da Moğol hakimiyetini tanıyıp İlhanlı Devletine bağlandılar. Ayrıca Türkmen beyleri, Şehzadeler arasındaki iktidar kavgalarına da taraf olup, devletin yıpranarak yıkılmasına neden olmuşlardır. Türkler devleti; kendilerinin kurduğunu, bu nedenle de kendilerinin hizmetinde olması gerektiğine inanıyorlardı. Bu olgu Türk devletlerinin yıkılma nedenlerinden biri olmuştur. Osmanlılar bu yanlışı gördü, geçmişten ders alıp, orduyu Türkler dışındaki, devşirme askerlerden oluşturdu Nüfûsları 15-30-50 bini bazı yerde 200 bini bulan Türk obalarını parçalayıp dağıttı. Sancak Beyliklerine, Valiliklere merkezden memur atadı, Eyalet askerlerinin başına da askeri okullardan yetişen subayları, paşaları gönderdi. Üst kademe memurları,devşirme sistemiyle toplanıp Enderunda eğitilen kişilerden oluşturdu. Bu tutum ve davranışı sonucunda, 619 yıl gibi bir süreyle, Türk tarihinin en büyük ve uzun süreli hanedan devletini kurmuş oldu. Osmanlılar, Türk göçebelerine uyguladığı böl-parçala-yönet politikasını; iktidarları için bir tehlike olarak görmediklerinden Güneydoğudaki Kürt Aşiretleri ve Arap Kabileleri için uygulamadı. Doğudaki feodal aşiret düzeni olduğu gibi bırakıldı. Şıh ve ağalar; halkı, içişlerinde serbest olarak, geleneklerine göre Cumhuriyet dönemine kadar yönettiler.

6- Yönetimin halk desteğini kaybetmesi üzerine, devletin saygınlığı ve otoritesi dışta ve içerde zayıfladı. Beyler, eyaletlerinde özerk beyliklerini kurdu. Bağlı devletler bağımsızlıklarını ilan etti. Komşu ilhanlı devleti saldırarak ülkeyi kendine bağladı. Marmara ve Ege'nin bir kısmı tekrar Bizans hakimiyetine geçti. Devlet, karşılıklı saygı ve tavize dayalı olarak komşularıyla iyi geçinse, davranışıyla onu silahlanma yarışına sokmasa, ekonomik yönden zarar vermese, ekonomik, sosyal ve kültürel konularda iyi ilişkiler kursa, iki ülke halkları yakınlaşıp kaynaşsa, ne huzursuzluk olur, ne savaşlar çıkar, ne de insanlar boş yere ölür. Barış olunca da askeriye ve silaha gidecek paralar, eğitime, sağlığa, alt yapıya gider, halk saygınlık, güvenlik içinde, sağlıklı ve mutlu olarak yaşar. Böyle bilgili, bilinçli halk; devletine sahip çıkar. Zengin ve sağlıklı kişinin kendine ve topluma faydası olur. Ölünün kendine bile bir yararı yoktur. İnsanlar kimin için ve niye ölsünler? Devlet halkı yönetsin, güvenli bir ortam hazırlasın, insanların benim diye sahiplenip mutlu olacağı bir değerleri olsun. Güvenlik ve huzur içinde, insanca yaşamaya, yöneticiler kadar, sade halkında hakkı vardır.

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİNİN YIKILMA NEDENİ

1- Hanedan mensuplarının Sultan olmak için yaptığı taht kavgaları; devletin otoritesini ve gücünü sarstı. Devlet parçalandı ve dört küçük yeni Selçuklu devleti kuruldu.

2- İç savaşı firsat bitip, bağlı halklar, özgürlüklerini (Gürcü, Ermeni gibi), askeri Valilerde bölgelerinde beyliklerini ilan ettiler.

3- Batıniler iç savaşın olumsuz şartlarını kullanıp, faaliyetlerini yoğunlaştırdılar; ekonomik, sosyal ve siyasi huzursuzluk içindeki halkı, kendi felsefi düşüncelerine çekmeye çalıştılar. Engel olmak isteyenleri suikastlerle ortadan kaldırdılar. Hasan Sabbah'a bağlı Hashaşiler, Alamut Kalesini ele geçirerek, yıllarca ülkede terör estirdiler. Bu ve benzeri mezhep mensuplarının yıkıcı faaliyetleri, ülkede karışıklığa neden oldu.

4- Büyük Selçuklu Devletinin çok kısa sürede yıkılma nedeni; devletin İran'da kurulması nedeniyle; memuriyetlere İranlıları atamasıdır, Başvezir Nizamülmülk bile İranlıydı. Ayrıca Farsça, resmi devlet ve eğitim diliydi. Fars memurların etkisiyle, Sultanlar, Oğuz boylarını dışladı. Onları memuriyete ve askeriyeye almadı. Oğuzlarda bu devleti kendi devletleri olarak göremediklerinden vergiye karşı çıktılar, sık sık ayaklanıp devleti zayıflattılar.